RAMAZAN VE İNFAK
Ali Çiftçi

Ramazan mektebi derken hemen zihnimize Ra-mazan kelimesinin lügat anlamı gelir.
Ramazan; kavurucu, şiddetli, kızgın sıcak anla-mına geldiği gibi, yeryüzünü tozdan temizleyen, güz mevsiminin önünde, yaz mevsiminin sonunda yağan yağmur anlamına da gelir.(1)
Bu yıl ki ramazan ayı da güz mevsiminin ilk ayı olan eylül ayında başlıyor. Bu ay mü'minler için bir arınma mektebidir. İnsan ömrü bir ırmak gibi akıp gitmektedir. Bu akıp giden ömür ırmağının suyundan insan, acaba ne kadar istifade edebiliyor?
“İşte ramazan ayı; hem kendi iç dünyamızı hem de etrafımızı temizlemeyi, arıtmayı, kendine gelmeyi, hayatı anlamlandırmayı sağlayan bir zaman dilimidir. Ramazan, her yıl insanın katıldığı bir ruh şölenidir. Ramazan, yaşama alanımıza şuuraltında yatan ve hep yarınlara bırakılan niyetleri gün ışığına çıkarır.(2) Mesela, Kur'an-ı Kerim en çok bu ayda okunur, na-maza bu ayda daha çok ihtimam gösterilir, toplumun en çok ihtiyaç duyduğu, insanın sosyal yönünü yan-sıtan infak ve zekât eylemi bu ayda daha çok günde-me gelir.
Allah Teâlâ, İsra suresi 70. ayette, "Biz, âdem-oğullarını mükerrem kıldık, onları karada ve denizde (çeşitli vasıtalarla) taşıdık. Temiz ve güzel yiyeceklerle onları rızıklandırdık. Onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık." buyurur. Eğer insan, hayatın maddî zorunlulukların-dan kurtulamazsa; manevî istekleri, fikri gelişmesi için ihtiyaç duyduğu vakti ve kuvveti bulamaz. Bunu elde edemeyince sahip olduğu insanlık değerlerini kaybeder. Bütün vaktini, bütün gücünü maddî ihti-yaçlarını karşılamaya harcayan insan, bu çabanın so-nunda mecburi gereksinimlerini karşılayamazsa bu durumda bireysel ve toplumsal sıkıntılar ortaya çıkar. Bu sıkıntıları önlemenin yolu, Allah'ın mükerrem/üstün kıldığı insanın zorunlu olan ihtiyaçlarını giderecek ze-mini hazırlamaktır.(3) Ki, bunun yolu da infak ve pay-laşmadan geçer.
Mübarek ramazan ikliminden istifade edebilen mü'min birey, bencillikten uzak durur ve îsar duygu-larını öne çıkarır. Toplumun menfaat ve maslahatını kendi menfaatinin üstünde tutar. Bu ayda mü'min, eylemlerini Allah'ın kullarına hizmet şuuruyla bir ibadet heyecanı içinde yapar.(4)
Yine ramazan mektebinden istifade eden bir mü-minde, cimrilik hasleti öne çıkamaz. Zira Rasülullah (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde, "Bir kulun kalbinde iman ve cimrilik, asla bir arada bulunmaz."(5) buyurmuş-lardır. Yine Hz.Bilal (r.a.)'a hitaben, "Ey Bilal! İnfak et! Arşın sahibinin (malını) azaltacağından korkma!"(6) diyen Hz. Peygamber'dir.
A'raf suresi 32.ayette, "De ki: Allah'ın kulları için (yaratıp) çıkardığı ziyneti ve temiz olan rı-zıkları, Allah'ın kullarına kim haram kılabilir?" buyrulmaktadır. Kur'an burada, sâdece fakirlerin zaruri ihtiyaçlarını karşılamanın yeterli olmadığını, diğer helal ve güzel rızıklardan da yoksulların faydalanabilmesine zemin hazırlamanın Müslüman bireylerin görevi oldu-ğuna dikkat çekmektedir.
Zâriyât 19, Meâric 24. ve 25. ayetlerde, "Onların (varlıklı insanların) mallarında belirlenmiş bir hak vardır. Kim için? İsteyebilen ve istemekten sakınan iffetli insanlar için." buyrulmuştur. Bu ayetler Mekke dönemde nazil olmuştur. Burada geçen "hak" kavramını sadece fıtır sadakası ve zekât olarak yorumlamak, ayetlerin manasını dar bir alana hap-setmek olur. Elmalılı, bu ayetleri tefsir ederken der ki: "Bazı müfessirler ayetteki 'hak' tabirinin vâcip bir hak olduğunu yani zekât olacağını söylemişlerdir. Ama birçok müfessir ise, ayetteki hakk'ı zekâttan ayrı olarak kendilerinin taahhüt ettikleri bol bir hisse ve nasip diye tefsir etmişlerdir." (7) diyerek fakirlerin, varlıklı insan-ların mallarında “zekât ve sadaka-i fıtırdan” başka haklarının olduğuna işaret etmiştir.
İnfak ve paylaşmanın ne demek olduğunu rama-zan ve oruç sayesinde daha iyi anlıyoruz. Hiç açlık çekmemiş bir adam açın halinden anlar mı? Ama aç kalınca bunu anlar hale gelir. İşte bu da ramazan sa-yesinde olmaktadır.
Sahabeden Ebu Talha, kendisi ve ailesi aç olduğu halde Ashab-ı Suffe'den fakir bir sahabiyi evine götü-rüp ona ikramda bulunabilmiştir. Günümüzde zekât için hazırlanan yardım paketleri, güzel bir uygulama-dır. Yine zengin bir müslümanın hazır yemek yaptırıp bir fakire götürmesi güzel olmakla beraber, o fakiri kendi evinde ağırlaması daha da güzel bir davranış olur. Unutulan bu güzel hasletlerimizi yeniden dirilt-meli ve uygulamaya çalışmalıyız. Zira Hz. Peygamber (a.s.), "Kim oruçlu bir kimseyi helalinden yedirir, içirirse, melekler bütün bir ramazan onun için istiğfar ederler." (8) buyurmuştur. Hz. Aişe (r.anha) validemiz rivayet eder; "Peygamber ailesi bir koyun kestiler. Allah Rasülü (s.a.v.): 'Kesilen koyundan ne kaldı?' diye sordu. Aişe: 'Ondan sadece omuz kısmı kaldı.' deyince, Hz. Peygamber (s.a.v.): 'Demek ki omuz, kol kısmı hariç tümü kalmış.' buyurdu." (9)
Evde ikram deyince aklımıza hemen Sa'd b. Ubade (r.a.) gelir. O, Ashab-ı Suffe'den 80 kişiyi günlük olarak evine götürür ve onlara yemek ikram ederdi. (10)
İbn Abbas (r.a.), Rasül-i Ekrem'in, cömertli-ğini anlatır ve şöyle der: “Hz. Peygamber (s.a.v.), insanların en cömerdi idi. Bilhassa ramazan ayında Cibril ile karşılaştığı zaman cömertliği had safhaya çıkardı."(11)
Peygamberi kendine rehber edinmiş mü'minler olarak bize düşen, bu ramazan ikliminde daha çok infak edici olmak, zekât ve sadakalarımızı hakkıyla vermek ve paylaşma duygusunu doya doya yaşamak ve yaşatmaktır.
Hz. Peygamber'in şu hadis-i şerifini mü'min birey-ler olarak hiç aklımızdan çıkarmayalım. Ebu Hureyre (r.a.) rivayet etmiştir; Hz. Peygamber (s.a.v.), "Kulla-rın sabaha kavuştuğu hiçbir gün yoktur ki, iki melek inip birisi; Allahım! İnfak eden kimsenin malının ye-rine daha iyisini koy. Öbür melek de; Allahım! İnfak etmeyip malını elinde tutanın malını telef et, deme-sin."(12) buyurmuştur.
Paylaşma ve infak eyleminin en güzel şekilde uy-gulandığı daha nice ramazanlara…

* S. Ü. İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi
1- Halil b.Ahmet, Kitabu'l-Ayn, Beyrut, ts., s.369.
2- Sezai Karakoç, Yazılar I, İstanbul 1967, s.42, 51.
3- Seyyid Kutub, İslam'da Sosyal Adalet, s.191-192.
4- Bkz. Ahmet Tabakoğlu, İslam ve Ekonomik Hayat, s. 136-137.
5- Nesei, Cihad 8.
6- Kudai, Müsnedu Şihab, s.51.
7- Elmalılı, Hak Dini Kur'an Dili, VI, 4532.
8- Cem'u'l-Fevâid, II, 48, h.no: 2941.
9- Tirmizi, h.no:2470.
10- Kettani, et-Terâtibu'l-İdariyye, İstanbul, 1993, III, 217-218.
11- Riyazu's-Salihin, 11,491.
12- Buhari, Zekât 27; Müslim, Zekât 57.