Pek çok insan, infakın, Allah'ın emanet olarak biz-lere verdiği mal ve imkanlarının, yine Allah'ın kulları ile paylaşmanın önemi ve gereğini bilir; ancak bir türlü veremez, infâk ruhunu yaşatamaz. Çirkinliğini bildiği halde cimrilikten, bencillikten kurtulamayan pek çok insan vardır. Hatta dilleriyle iyi yararlı insan olmanın, yardımsever olmanın faziletini anlatan insanların, söy-lediklerini eyleme dönüştüremedikleri bir vakıadır. Biz bu yazımızda Kur'ân'ın istediği infâk ruhunun yaşatıl-ması, insandaki infâk duygusunun geliştirilmesi için gerekenleri tespit etmeye çalışacağız.
Öncelikle bilgilenmek. İslam'ın mala bakışını, ma-lın gerçek sahibinin kim olduğunu bilmek gerekir. Bu-nun için infâk ayetlerini iyi okumamız gerekecektir. İş-te yüzlerce infâk ayetinden birkaçı:
"Mallarını Allah yolunda harcayanların du-rumu, her başağında yüz dâne olmak üzere yedi başak veren bir dânenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lutfu geniştir, O bilendir."(1)
"Mallarını Allah yolunda verip de sonra ver-diklerinin ardından başa kakmayan ve eziyet etmeyenlerin, Rableri katında ödülleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyecek-lerdir."(2)
"İyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardım-laşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardım-laşmayın. Allah'tan sakının, Allah'ın cezası şiddetlidir."(3)
De ki: "Rabbim, kullarından dilediğine rızkı yayar ve dilediğinden de rızkı kısar. Siz Allah için ne verirseniz, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayır-lısıdır."(4)
İNFÂK RUHUNUN GELİŞTİRİLMESİ
İnfâk ruhu, insanî bir duygu olarak insanın özünde olan bir duygudur. Ne var ki bu duygu, çe-şitli sebeplerden dolayı körelir yahut tamamen yok olur. Onu körelten ve öldüren sebeplerin başında şeytanî vesveseler gelir. İnsanın bu engelleri aşıp in-fâk ruhunu yaşatması ve bu ruhu geliştirmesi için şu maddeleri göz önünde bulundurması gerekir:
1. Her şeyden önce insan, sahip olduğu tüm her şeyin asıl sahibinin Yüce Allah olduğunu bilmesi gerekir. Bunun için de doğru bir Allah inancının oluşması şarttır. Kur'ân, yerlerin, göklerin ve içerisin-de bulunan her şeyin asıl sahibinin Yüce Allah oldu-ğunu ısrarla vurgular.
"Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nun-dur, hepsi O'na boyun eğmiştir."(5)
Dolayısıyla insan, verirken Allah'ın malından Allah'ın kullarına verdiğini asla unutmamalıdır. Ben-cil insan da, kimin malını kimden kıskandığını ken-disine sürekli sormalıdır.
2. Kişi, yardıma muhtaç olanların Allah'ın kulla-rı olduğunu, Yüce Allah isteseydi onlara da verebile-ceğini, ancak zengini fakirle sınamak için kullarına farklı imkânlar sunduğunu bilmelidir.
"Dünya hayatı, bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer inanır, günâhlardan korunur-sanız, Allâh size mükâfâtlarınızı verir ve siz-den bütün mallarınızı istemez."
"Eğer onları isteseydi de sizi sıkıştırsaydı, cimrilik ederdiniz ve kinlerinizi ortaya çıka-rırdı/Allâh'ın Elçisine kin beslemeğe başlar-dınız."(6)
Kur'ân, inkarcıların yoksullara, Allah yoksul kıl-dığı için yardım etmediklerini gerekçe gösterdik-lerini anlatır.
"Onlara: 'Allâh'ın size verdiği rızıktan ve-rin!' dendiği zaman, nankörler, inananlara: 'Allâh'ın dilediği takdirde yedireceği bir kim-seye biz mi yedirelim? Doğrusu siz, apaçık bir sapıklık içindesiniz.' derler." (7)
Oysa yoksulların varlığı, bir taraftan imtihanın gereği; diğer taraftan toplumda dengelerin ko-runması ve insanların birbirlerinin işlerini görme-lerinin gereğidir. Elbette Allah isteseydi, herkesi eşit derecede rızıklandırırdı. Ama o takdirde kimse kim-senin işini görmez, kimse kimseyle bir iş yapamaz ve insanlar arasındaki ilişkiler zedelenirdi. Mademki zenginlere rızık veren Allah, onları verdiği rızkın bir kısmını başkalarına vermelerini emrediyor, kullara düşen asıl mal sahibinin dediğini yerine getirmektir. Yüce Allah, kullarını dilerse doğrudan rızıklandırır, dilerse dolaylı olarak bir takım aracılarla rızıklandırır. O, bu şekilde aracı olanları denemek ve sınavda ba-şarılı olanları ödüllendirmek istemiştir. Dolayısıyla fakir, sabır sınavında; zengin ise cömertlik sınavın-dadır. Şimdi şu ayeti dikkatlice okuyalım: “Allah, rızıkta kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üs-tün kılınanlar ellerinin altındakilere rızık-larını kendilerine eşit olacak ölçüde çevirip verici değillerdir. Allah'ın nimetini mi inkâr ediyorlar?”(8)Ayete göre insanları rızıklandıran ve imtihanın bir gereği olarak rızık konusunda insanları farklı kılan Allah'tır. Eşitlikten dem vuran zenginler, mallarını yoksullarla paylaşmazlar, onları nasiplen-dirmek istemezler. Variyet konusunda bütün insan-ların eşit seviyede olması, hayatı yaşanılmaz kıla-caktır.
3. Elinde bulunan malın, bir imtihan aracı ol-duğunu ve kendisine emanet olarak verildiğini bil-melidir. “Biliniz ki mallarınız ve evlatlarınız sı-nav aracıdır.”(9) İnsanın elinde bulundurduğu şeyler, onun cenneti kazanmasını da sağlayabilir; cehennemlik olmasını da. Ahiret günü insanın he-saba çekileceği şeylerden biri de, malını nereden ka-zanıp nerelerde harcadığı olacaktır.
4. İnfakın dünya ve ahiret kazanımlarını bilme-lidir. Dinin diğer bütün emirleri gibi infak ibadetinin de kazanımı hem dünyevî, hem de uhrevîdir. İnfâk, sahibine hem dünyada kazandırır, hem de ahirette kazandırır. Dünyada güzel hasletler kazandırır, in-sanlar nezdinde itibar ve saygınlık kazandırır, malı dünyevî bela ve musibetlerden korur. Öldükten son-ra da insanın hayırla anılmasını sağlar. Nitekim ayette "Allah faizi mahveder, sadakaları ise artırır."(10) buyrulmuştur. Hadislerde de malları-nızı zekatla koruma altına alınız… Az sadaka çok bela defeder… Sadaka ömrü uzatır/bereketlendi-rir… buyrulmuştur.
İnfak, ahirette de pek çok şey kazandırır. Yüce Allah'ın rızasını, O'nun sevgi ve merhametini ka-zandırır. Nihayet bütün güzellik ve donanımı ile cenneti kazandırır.
5. İnsanlığın bir parçası olarak başkalarını, yar-dıma muhtaç olanları düşünmelidir. Bir şey yerken içerken, yeni bir şey giyerken, bir eşyadan yarar-lanırken, onları bulamayanları düşünmeli, kendi-sini onların yerine koymalı, sahip olduklarının elin-den alınıvereceğini ve kendisinin de onlardan biri olabileceğini aklına getirmelidir. Nitekim Kur'ân, ihtiyaç sahiplerine yardım ederken, zenginlerin kendilerini onların yerine koymalarını söyler:
“Ey inananlar, kazandıklarınızın ve yer-den sizin için çıkardığımız nimetlerin iyile-rinden verin, kendiniz utandığınızdan ve iğ-rendiğinizden dolayı göz yummadan alama-yacağınız kötü şeyleri sadaka vermeye kalk-mayın. Bilin ki Allah zengindir, övülmüş-tür.”(11)
6. Fakir düşerim diye korkmamalıdır. Zira bu korku şeytanî bir dürtüdür. “Şeytan, sizi fakir-likle korkutur, (fakir düşeceğinizi söyleyerek sadaka vermekten geri kalmanızı ister) ve size çirkin şeyleri yapmayı emreder. Allah ise size kendi tarafından bağışlanma ve lutuf va'dediyor. Şüphesiz Allâh'ın lutfu geniştir, O bilendir.”(12)
7. Vermenin hazzını tatmalı, karşılıksız verme-nin Yüce Allah'ın âdeti, yardım severliğin de bü-yüklerin hasleti olduğunu bilmelidir. Aynı şekilde cimrilik ve bencilliğin kötülerin özelliği olduğunu, kötülüklere yol açtığını bilmelidir. Vermekten dolayı kimsenin iflas etmediğini, batmadığını; ama verme-yenlerin/veremeyenlerin Kârun gibi variyetlerine rağmen iflas ettiklerini, yerin dibine geçtiklerini dü-şünmelidir.
İnfak, sevgi temelli bir ibadettir. İyiliği/birri en veciz bir şekilde tanımlayan Kur'ân ayetinde(13) "sevdiği halde malı veren" cümlesi yer alır. "Sev-diği halde" ifadesi, sevdiğinden verme, severek iste-yerek verme, Allah sevgisi ile verme, verdiği kişiyi severek verme gibi şeklinde anlaşılmıştır. Ayetin cümle yapısı, bu anlamların hepsine uygundur. Bu-na göre iman adamı, sevdiği şeylerden vermeli, iç-tenlikle vererek, malın asıl sahibi Yüce Allah'ı ve O'nun kullarını severek vermelidir.
Nitekim bir ayette münafıkların gönülsüz olarak verdikleri sadakalarının kabul edilmeyeceği şöyle anlatılır: “Sadakalarının kabul edilmesine en-gel olan sadece şudur: Onlar Allah'a ve elçi-sine karşı nankörlük ettiler; namaza da üşene üşene gelirler ve istemeye istemeye sadaka verirler.”(14)
8. Mal sevgisinin ve mala aşırı düşkünlüğün he-lak sebebi olduğu unutulmamalı; fanî malın hayır hasenatlarda kullanılmasıyla ebedîleşeceği, sahibini ebedî saadete ulaştıracağı bilinmelidir.
“Mal ve oğullar dünyâ hayâtının süsüdür. Kalıcı olan güzel işler ise Rabbinin katında sevâpça da daha hayırlıdır, umutça da daha hayırlıdır.”(15)
9. Tarihe geçen cömert insanları tanımalı ve onlar gibi olmaya gayret etmelidir. Elbette bu in-sanların başında peygamberler gelir. Peygamberler, kendi varlıklarını ve variyetlerini insanlığın hiz-metine adamış kimselerdir. Onlar, insanlardan hiç-bir karşılık beklemeden sahip oldukları bütün im-kânları insanların hizmetine sunmuşlardır. Onlar, bunu hem kendileri için yapmışlar hem de bizlere örnek olmak için yapmışlardır. Peygamberlerin so-nuncusu olan Efendimizin Tevhid cümlesinin lâ'sından başka lâ/hayır-yok demediği malumdur. Onlara bağlı olan ve onların izinden gidenler de on-lar gibi olmaya çalışmalıdır. Nitekim peygamberleri kendilerine rehber edinmiş olan kimseler, kendileri ihtiyaç içerisinde olsalar bile, ihtiyaç sahibi kar-deşlerini kendilerine tercih etmişlerdir. İsâr/Ensâr ruhu denilen bu ruhun yaşatılması, huzurlu toplu-mun inşası için elzemdir.
10. Allah ve ahiret inancını sürekli zinde tut-maya gayret etmeliyiz. Bunun için de Yüce Allah hakkındaki bilgilerimizi artırmalı, tazelemeli ve ken-dimizi ahirete hazırlamaya çalışmalıyız. Zerre kadar hayrın da, zerre kadar şerrin de görüleceği bir gü-nün bilincinde olmalıyız. Hz. Lokman'ın oğluna tavsiyelerinden olan şu hikmetli sözleri sürekli ha-tırlamalıyız:
"Yavrum, (yaptığın iyilik veya kötülük), hardal danesi ağırlığınca bir şey de olsa, bir kayanın içinde, göklerde veya yerde bulunsa Allah mutlaka onu getirir. Çünkü Allah la-tiftir/O'nun bilgisi her gizli ve ince şeye ula-şır. O, her şeyi haber alır."(16)
Yine Kur'ân'ın şu son inen ayeti akılda tutul-malıdır: “Şu günden sakının ki, o gün Allah'a döndürüleceksiniz, sonra herkese kazandığı tastamam verilecek ve onlara haksızlık edil-meyecektir.”(17)
1- 2 Bakara, 261.
2- 2 Bakara, 262.
3- 5 Maide, 2.
4- 34 Sebe', 39.
5- 2 Bakara 116, 255, 284;
3 Al-i İmran, 109, 129;
4 Nisa 126, 131, 132, 170…
6- 47 Muhammed, 36-38.
7- 36 Yasin, 47.
8- 16 Nahl, 71; 30 Rum, 28.
9- 8 Enfal, 28.
10- 2 Bakara, 276.
11- 2 Bakara, 267.
12- 2 Bakara, 268.
13- 2 Bakara, 177.
14- 9 Tevbe, 54.
15- 18 Kehf, 46.
16- 31 Lokman, 16.
17- 2 Bakara, 281.
|